Mini Etek

1 dakikada okuyabilirsiniz   338 kez okundu
Seksi ve küçük kumaş parçası bu etek, popüler olduğu dönemden günümüze tüm zamanların en büyüleyici paradokslarını temsil etmektedir.

Mini etek, 1960’larda Politik ve kültürel değişimlerin tam ortasında, dönemin en kalıcı ve tartışmalı ikonu olarak gün ışığına çıktı. Seksi ve küçük kumaş parçası bu etek, popüler olduğu dönemden günümüze tüm zamanların en büyüleyici paradokslarını temsil etmektedir. Güç ve savunmasızlık, bağımsızlık ve memnun etme isteği, üstünü örtme ve ortaya koyma, olgunluk ve oyunculuk, özgürlük ve sömürü. Aynı zamanda hem ayıplanan, hemde sevilen mini etek, yıllarca saklanan kadın bacaklarına dikkat çekti.

Avrupa dağlarındaki köylerde daha önce giyildiği iddia edilse ve tarihi insanlık tarihi ile bir olsa da, 1960’larda gündeme gelmesiyle güçlü politik ve kültürel imaları uyandırmıştır. 1800’lerin ortasında, Avrupa ve Amerika’daki kadınların genellikle daha zayıf ve savunmasız cinsiyet olduğuna inanılıyordu. Politika, iş hayatı ve fiziksel aktiviteler kadınlar için tehlikeli alanlardı ve kısıtlayıcı etekler, sıkı korseler bu inançları yansıtıyordu.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, kadınların özgürleşmesinde gelişmeler oldu. Etek boyları diz hizasına çıkartıldı. İkinci Dünya Savaşı esnasında kumaşa getirilen kısıtlama ile ise etek boyları diz üstüne çıktı.

Savaş zamanı kısıtlamalarının giysiler üzerindeki etkisi sona erdiğinde, kadınlar zarafet ve dişiliğini ön plana çıkarmak için hazırlardı. Moda endüstrisi kadınları Christian Dior tarafından temsil edilen yeni görünüm ile tanıştırdı.

1960’lardan önce, genç kadınların anneleri gibi giyinmesi beklenirdi. 1950’lerde, İngiliz tasarımcı Sally Tuffin, genç kızlar için hiç kıyafet olmadığından ve genç kızların annelerine benzemesinden yakınmıştır.

1960’larla birlikte, genç kesim kendi bireysel fikirlerini, görüşlerini ifade etmek için ayaklandı. Politik konulardaki tepkilerini, ebeveynlerinden farklı şekillerde verdiler. Süregelen ahlak kurallarına uymayı reddetmeye başladılar. Bu gençler seslerini yükseltmeye başladıkça, bir yandan farklı tarzlarını yaratmak için moda dünyasında kendilerine yer açtılar.

Politik buhranların yaşandığı aynı dönemde, feminizm ile aydınlanan kadın zihinleri, moda alanında da daha farklı düşünmeye başladı. 1963'te, Amerikalı Betty Friedman, The Feminine Mystique adlı kitabı yayınlayarak, mutlu ev kadını mitini çürüttü. Kadınların farklı roller için ne kadar hevesli olduklarını dile getirdi. 1960’lar üniversitelere ve iş dünyasına giren kadın sayısındaki artışa sahne olmuştur.

Aynı yıllarda evli - boşanmış kadınları koruyan kanunların yürürlüğe girmesi, doğum kontrol hapları ve istenmeyen gebelikleri önleme uygulamaları cinsel bir devrim yarattı. Kadın rolü, evinin karısı ve anne olmaktan çok; cinsiyetinden gurur duyan ve gücünün farkındaki genç, bekar kızlara döndü. Mini etek ise bu kadın hareketinin büyümesini ifade eden güçlü bir araç haline geldi.

Mary Quant adında genç bir İngiliz tasarımcı, 1965’te etek boylarını dizlerin 10-15 cm üzerine çekerek, ikonik mini eteği yaratmış oldu. Mini etek böylece 1960’ların ortasında Londra’nın ruhunu yansıtan giysi oldu; özgür, enerjik, genç, devrimsel ve geleneklere aykırıydı.